22.01.2010

Villa Incognito

Mayonez için: “biz astro-yetimlerin yıldızlardan düştüğümüzden bu yana esenlikle özdeşleştirdiğimiz göz alıcılığı yansıtır” diyen hafifmeşrep şeyhim Tom Robbins, Villa Meçhul ile yine ‘ta içine’ hitap ediyor. Özün Özüne. Kaynağa. (Şu radyo-metni-usulü tanıtım üslubundan da kurtulamadım gitti ayrıca..)


Boşluk ve sisle yüklü Fan Nan Nan’da buldukları eski bir Fransız villasına yerleşmeyi seçen üç MIA (savaşta kaybolduğu sanılan sonu belirsiz asker), Ukala Dümbeleği adlı B-52’nin hayırsız pilotları, villaya ulaşmak için bir ip cambazıyla beraber aşmanız gereken o ipi göze alabilenlere yine edepsiz sırlar fısıldıyor. İsa’nın evsiz, barış aktivisti bir Yahudiyken kimsenin onu damat olarak bile istemeyeceği gerçeğini, uyuşturucu satmanın ahlaksızlığına değinildiğinde ‘her şeyin kötüye kullanılabileceği bir dünyada’ yaşadığımızı, ve daha ne incileri, hiç çekinmeden söylüyorlar. Stubblefield ‘efendi’ buyuruyor: “Nihayetinde, belki de bir fıkra hayal etmeliyiz yalnızca; asla tamamıyla anlaşılamayacak kadar koyu ve garip bir aksanla sürekli yeniden anlatılan, uzun bir fıkra. Hayat, işte o fıkra, dostlarım. Ruh ise, kahkahayı bastığınız kısım.”

Tabii bir de tüm öyküyü devindiren muhteşem arsız Tanuki. Ya da tanuki. Her neyse! “Ta Kendisi”. Hayvan Ecdadı. Sarhoşluk ve zevk alimi. Çevirdiği metafizik dolaplar sayesinde Miho’dan peydahladığı çocuğun soyuna, damağında bir kasımpatı tohumuyla yücelen mükemmel kız evlatlara bir Zen mirası kalıyor:

“Neyse Odur

Neysen Osundur

Hata Diye Bir Şey Yoktur”



Hiç yorum yok: